Türkiye’nin Doğusu (İlkbahar 2025) Bölüm 01, Erzurum (Fotoğraf Gezi Kültürü)
Bölüm 01, Erzurum
18 Nisan 2025 – Cuma
Evet, yeni bir yolculuk, yeni bir hikâye için belediye otobüsü ile Kadıköy, oradan da metro ile Sabiha Gökçen Havaalanına doğru yola çıkıyoruz. Bu sefer ekip dört kişi. Benle beraber Gülten, Zeynep ve Hakan var. Bu gezide Hakan’ları çiftliyoruz. Hedef Türkiye’nin doğusunu gezmek. Biraz planlı biraz doğaçlama olacak. İlk olarak Erzurum’a uçacağız. Hadi bakalım umarım güzel geçer. Havaalanındayız, uçak 18:10’da, zamanında kalkacak gibi. Bu sefer havaalanındaki her şey tam otomatik, insansız olmuş. Bavulları tartma, etiket yapıştırma, uçağa yollama işini zar zor halledip kapıya yöneliyoruz.
Körük yok, otobüsle gideceğiz uçağa derken gezinin ilk aksiliğini yaşıyoruz. Sıraya girip ilk binmemize rağmen otobüs arızalanınca uçağa en son binebiliyoruz. Neyse ki el bagajlarımızı koyacak yer var hala. Yeni bir uçakla ve problemsiz uçuşla bir buçuk saat sonra, vaktinde iniyoruz Erzurum’a. Sekiz günlük gezimiz boyunca kiralayacağımız arabayı teslim alıp doğru otele gidiyoruz. Yol on beş dakika, kaydımızı yapıyoruz. 2400TL oda/gece için anlaşmış ve rezervasyon yaptırmıştık önceden. Sezon dışı olduğundan standart fiyata verilen lüks odamıza çıkıp eşyaları bırakıyor ve birer akşam çorbası içmek üzere lobide buluşuyoruz. Sora sora bir çorbacı buluyor ve koca tabaklarda dört kelle paça, bol garnitür, üzerine ikram fıstıklı kadayıfı yiyip hepsi için 415TL ödeyince, yemekle beraber İstanbul’da yaşamanın da ağırlığı çöküyor üzerimize. Hafif atıştıran yağmurun eşliğinde tekrar dönüyor ve ertesi gün 7:30 ‘da buluşmak üzere odalara çekiliyoruz.
19 Nisan 2025 – Cumartesi
Sözleştiğimiz gibi 7:30 ‘da kahvaltıda buluşuyoruz. İyi bir kahvaltıdan sonra odalarda son hazırlıkları yapıp 8:30 da yola çıkıyoruz. Dün akşam yaptığımız plana göre, yarın Kars’a giderken uğramayı düşündüğümüz Narman Peri Bacalarını mini bir tur kapsamında bugüne alıyor, Erzurum içini de akşam dönüşe bırakıyoruz.
Yoldayız. Yol üzerinde Taş Cami (Haho Kilisesi) tabelası görüp hemen dalıyoruz içeriye. Karşımıza bakımsız, terk edilmiş ama mimarisi ve oymaları ile çok güzel bir Gürcü kilisesi çıkıyor. Bol fotoğrafladıktan sonra dönüyoruz yine yolumuza.
Tortum Şelalesinde Erzurum’dan çıktıktan bir buçuk saat sonra olmamız gerekirken, yolda durup doğayı seyretmeler, fotoğraf çekmeler yüzünden epey gecikmeli olarak varıyoruz. Yolda Tortum gölünü fotoğraflıyoruz. Yansımalar çok hoşumuza gidiyor.
Şansımıza hava bu mevsim için mükemmel. Hava açık ve güneşli. Tişörtle dolaşıyoruz. Beyaz bulutlar da fotoğraf karesine girmek için yarışıyorlar adeta. Güneşten dolayı şelalede oluşan gökkuşağı da ayrı bir keyif. Burada da bol bol fotoğraf çekip, cevizli sucuk alıp ayrılıyoruz.
Oltu kavşağına kadar geldiğimiz yoldan dönüp, oradan Oltu’ya ayrılacağız. Gelirken Tortum Gölünde dağ ve bulut yansımalarını çekmiştik. İyi ki de çekmişiz. Dönerken çıkan hafif rüzgar yansımaları yok etmiş. Ama yine manzara süper. Oltu’ya geliyoruz. Burada Oltu taşı ve kaleden başka bir şey yok.
Kalenin birkaç kare fotoğrafından sonra bir dükkana giriyor ve birer tane takı alıyoruz. Dükkandaki genç, Ahmet bize biraz bilgi veriyor ama tabi ne taştan anlıyoruz ne de bazı taşların takılı olduğu gümüşten. Umarım doğru şeyler almışızdır. Her ihtimale karşı pazarlığımızı yapıyor ve parayı ödeyip ayrılıyoruz.
Sonraki hedefimiz Narman Peri Bacaları. Bacalara yaklaştığımızda yağmur başlıyor, güneş tamamen gidiyor. Burada bacaların kırmızılığını vurgulamak için güneş gerekiyordu, bugünkü şansımız buraya kadarmış. Buna da şükür. Bu mevsimde şu ana kadar iyi fotoğraf çektik.
Neyse, yağmurda objektifi sile sile beş, on kare çekiyor ve ayrılıyoruz. Geri dönme vakti. Akşamüzeri Erzurum’a dönüyor, yemek vaktine, hava kararana kadar Çifte Minare, Üçlü Kümbet, Erzurum Müzesini geziyor ama yoğun yağmurdan dolayı dışarıdan fotoğraf çekemiyoruz.
Çifte Minare
Çifte MinareÜçlü Kümbetler
Erzurum Müzesi
Karnımız epey acıkıyor. Eeeee, buraya kadar gelip Cağ Kebabı ve Kadayıf Dolması yemeden olmaz. Biraz araştırıp Erzurum Kongre Binasının karşı sokağındaki Şenyurt Kebapçısında karar kılıyoruz. Cağ Kebabı gerçekten nefis, on tane lavaş, beş tane Cağ şiş ve üzerine de Kadayıf Dolmasını götürüyorum. Oradan ayrılıp, otele varıyoruz. Arabayı park edip tam otele girerken Hakan dün gördüğümüz adı da “Sütlaççı” olan sütlaççıyı hatırlatıyor. Çok ta tokuz ama aklımızda kalacağına midemizde kalsın deyip oraya doğru yaya olarak yollanıyoruz. Üstü bol fındıklı, yanık fırın sütlacı da mideye indirince tam ful oluyorum. Tam bir yıldır unlu ve şekerli mamuller tüketmemeye özen gösterirken bugün bunların dibine vuruyorum. Tatildeyim diye kendimi kandırıp huzur içinde otele ve yatağa yöneliyorum. Yorgunuz, yarın yine aynı saatte buluşmak üzere vedalaşıyoruz.