Kıyı, Kıyı Yunanistan (Yaz 2018) 4. Bölüm (Mora, Kato Samiko – İstanbul ) (Fotoğraf Gezi Kültürü)

blog-item

Sabah yine erken kalkıp, kahvemizi içip, yola hazırlanıyoruz. İlk hedef Oliympia. Yola çıkışımız Dokuzu buluyor ve öğleye doğru varıyoruz.

01 Ağustos 2018, Çarşamba;
Hareket:              Mora, Kato Samiko         Kilometre: 115,512
Hedef :                 Kato Vasiliki

Mora, Olympia, İlk olimpiyatın yapıldığı alan, başlangıç çizgisi görünüyor.

Olympia tarihte ilk olimpiyatların yapıldığı yer. Stadyum hala güzel ve gençler başlangıç çizgisinden koşup binlerce yıl öncesini tekrar yaşatıyorlar.

Olympia giriş bileti.

Alttaki kulakçıklardan üç tane var. Biri antik alan, biri Olimpiyat müzesi, bir de Olimpiyat tarihi müzesi için. Uzun sürdü ama üçünü de dolaştık. Seyir defterine yapıştırdığım bu bileti yerde bulmuştum, onun için iki kulağı kullanılmamış.

 

Tarihteki ilk olimpiyatın yapıldığı yerde olmak güzel bir duygu. Alanda yine iki Zeus Tapınağı (Her yerde sütunları en kalın olanlar) Sunaklar, Olimpiyat komitesi toplantı binası, diğer tapınaklar, oldukça yoğun bir alan var. Müzeler de görülmeye değer.

Mora,Olympia, Göçmenler konulu Fotoğraf sergisi broşürü

Burada Olimpiyat müzesinin giriş holünde göçmenlerle ilgili bir fotoğraf sergisine rastlıyoruz. Fotoğraflar güzel, broşürden bir bölüm yukarıda.

Mora, Olympiayadan bir görünüş

Mora, Olympia, Nike’ın heykeli

Saat 3 gibi çıkıyoruz Olympia ’dan. Bugün Mora Adasını terk etmek amacımız. Bir Buçuk saatlik yolumuz var. Kıyı kıyı ilerliyoruz yine. Bu sefer dikkatliyim. Dün yazmayı unuttum, Navigasyona ücretli yollar, otobanlardan uzak dur diye girdiğim halde dün ikinci kez paralı otobana girdi. Ama genelde Google ’dan memnunum. (Bu arada, Yunanistan’da Yandex çalışmıyor ne hikmetse.) Karavanın kendi navigasyonundan ziyade Google’ı kullanıyorum. Gülten araba navigasyonunu yolların durumuna bakmak için kullanıyor, iş bölümü gayet iyi. Google, şimdiye kadar bizi enfes yerlerden geçirdi, muhteşem manzaralara tanıklık etmemizi sağladı, dediğim gibi memnunuz. Akşamüstü 16:30 gibi Rio’ ya geliyoruz. Burada büyük bir asma köprü var. Mora’dan ana karaya geçmek için. Fakat dün akşam Kato Samiko sahilindeyken tanıştığımız, dedesi Sinop göçmeni olan ve epey bir Türkiye ziyareti yapmış Yunanlı bir çift, bize “Köprü çok pahalı, normal araba 35 €, senin karavan en az 50 € tutar. Sen en iyisi köprünün altından kalkan feribota bin, taş çatlasa 20 € tutar” diye tüyoyu verdi.

Biz de bu tüyo ile Rio’ya gelince 5, 10 dakika aramayla Feribotu bulduk. Kural gereği Feribota geri, geri bindik. Biletçi çocuk geldi, “ne kadar ?” dedim. 11 € dedi. Eee epey kardayız. 🙂

Rio – Antirio Köprüsünden bir görünüş.

 

 

 

 

 

 

 

 

Rio – Antirio Köprüsünden başka bir görünüş.

Kısa bir yolculukla, köprüye paralel geçiyoruz karşıya, Antirio’ya. Burası da karmaşık şehir formatında, buralarda kalmak istemiyoruz. Yorgunuz da, şehrin dışına çıkıp bir sahil arayalım diyoruz ve gözümüze Kato Vasiliki’yi kestiriyoruz.  Geliyoruz ama kalınacak gibi değil, sahilden kasaba boyunca ilerliyoruz. Taşlık bir yere geliyoruz. Navigasyon yol ilerde bitiyor diyor ama ben inatla ilerliyorum. Yine bir sürpriz. Küçük bir koy. İki karavan, bir kaç araba, duş var. Deniz, kum ve hemen arkasındaki yeşilliğe yerleşiyoruz. Harika. Gün yemek, şarap, serin esen rüzgarla bitiyor.

Koordinat: 38.343102, 21.616756

Kato Vasiliki koyun görüntüsü.

Kato Vasiliki, Muazzez halinden memnun

Sabah kalkıp deniz ritüelini gerçekleştiriyoruz. Sahildeki duş arıların istilasında olduğu için duşu karavanın dış duşu ile alıp, kahve ve sonrasında kahvaltı yaparak saat on bir gibi yola çıkıyoruz.

 

 

Yolda gördüğümüz balık çiftlikleri

Aslında hedefimiz Preveze ama otobanları kullanmadığımız için yol çok uzun. Bu nedenle uygun bir yer bulup kalmak niyetimiz. Yüz kilometre sonra yer aramaya başlıyoruz artık. Bir kaç başarısız denemeden sonra yol bizi Pogonia sahiline götürüyor. Bir kaç karavan var. Biz de sahilin yanındaki taşlığın hemen yanındaki çim şeride konuşlanıyoruz. Burası da uzun bir sahil. Duş yok. Biramızı içip biraz dinlendikten sonra denize giriyoruz.

Pogonia, Koydan bir görüntü

Deniz çok temiz ve kum, ancak iki yüz metre gittikten sonra boyunuza ulaşıyor deniz. Ayrıca çok sıcak. Ada çok seviyor, uzun zamandır ilk defa bu kadar denize girdiğini görüyorum. Gece buradayız.

Pogonia, Koyunlar ziyaretimize geldi

Bu arada karşıki dağdan gök gürültüleri geliyor. Hadi hayırlısı.

Koordinat: 38.796067, 20.852122

 

04 Ağustos 2018, Cumartesi;
Hareket:              Pogonia                               Kilometre: 115,832
Hedef :                 Longades, Yanya

Her gün yol almaktan yorulmuştuk, ayrıca denizi de güzel bulunca, burada bir gün daha geçirmeye karar veriyoruz. Cuma günü, dinlenme, deniz, yeme, içme ve kısa yürüyüşle geçiyor.

Artık dinlendik, bugün erken kalkıp, hazırlıklarımızı yapıp saat dokuz gibi yola çıkıyoruz. Hedef Preveze.

Navigasyon, otoban ve ücretli yollardan kaçındığı için Arte körfezini dolanan bir rota çiziyor. Üç saatten fazla bir yol. Halbuki körfezin girişinde dar bir geçit var ve bir köprü görünüyor. Yol yarım saat. Hadi diyoruz kurallardan bir ödün verelim, köprüyü kullanalım bu sefer. Çok çabuk geliyoruz o noktaya ama geçeceğimiz köprü değil, boğaz altından geçen bir tünel. Fiyatı da 3 € gayet uygun.

Tünelden sonrası zaten Preveze.

Preveze sokaklarından bir görüntü

Preveze , Venedik sat kulesi

Preveze çok büyük bir yer değil. Arabayı park edip sahilini, ara sokaklarını turluyoruz. Bir fırından kahvaltılık bir şeyler alıp karavana dönüyoruz. Saat daha erken, burada bize göre yapacak çok bir şey yok. Hadi diyoruz bir sonraki hedefe zıplayalım. Parga.

Yine kıyıdan ilerliyoruz. Preveze öncesi ve Parga’ya kadar olan her yer hem araba hem de insan olarak çok kalabalık. Hele plajlar, insanlar neredeyse üst üste. O kadar sakin yerlerde deniz keyfi yapınca, buralar çok açmıyor bizi. Aslında giderken güzel bir kıyı bulursak kalalım diyorduk, olmadı ve Parga’ya geldik. Parga da her yer gibi kalabalık. Merkeze karavanla giremiyoruz. Yukarılarda dar bir yolda, bir duvar kenarı bulup, duvara iyice yanaşıp, park edip, yürüyerek Venedik kalesini gezmeye gidiyoruz. Kale harap vaziyette ama kaleden manzara muhteşem. Parga çok güzel bir kasaba. Kaleden bakınca (Yüzünü kara tarafına çevirdiğinde) sağ taraf yerleşim, kasaba, sol taraf güzel kumu olan, uzun bir kumsala sahip Valtos Plajı. Neredeyse dolu görünüyor. Bol fotoğraf çekiyoruz. Sağ tarafta kasabanın açığındaki  ada ve açıktaki kayalar güzel görüntü veriyor. Görsel olarak hoşumuza gidiyor.

MED Club, krokide de görünüyor. Karavanı da buranın çok yakınına park ettik.

Parga, sağ tarafta kalan kasaba

Parga, sol tarafta kalan Valtos plajı.

Parga’yı gezdikten sonra, Muazzeze kalacak yer bulamadığımızdan, ayrıca burayı çok kalabalık bulduğumuzdan, nereyi bulursak orada yatarız diyerek, tekrar yola çıkıyoruz. Aslında bir sonraki hedefimiz Meteora.

Parga kalesinin uzaktan görünümü

Meteora buraya neredeyse dört buçuk saat. Kurgumuz şöyle; bir, iki saat gidip, küçük bir köy bulup, tavernasında karnımızı doyurup, orada da gecelemek. Ama yol bizi Yanya’nın yanındaki Pamvotida gölüne düşürüyor. Akşam ışığında göl muhteşem görünüyor. Göl kıyısındaki ceviz ağaçları da muhteşem, yer de müsait. Kendi tavernamızı yapmaya karar veriyoruz. Çekiyoruz Muazzezi Longades kasabası yakınında, göl kenarındaki bir ceviz ağacının altına. Yemeğimizi yeyip, gölde güneş batarken uzomuzu içmek keyifli oluyor. (Tabi bu manzarada sivrisineklerin rolü de var ama onları bu muhteşemliğin içerisine almayacağım.) Fotoğraflar bir sonraki yazıda.

Koordinat: 39.671838, 20.917526

 

05 Ağustos 2018, Pazar;
Hareket:              Longades, Yanya                             Kilometre: 116,067
Hedef :                 Grebene, Felli

Erkenden kahve ile güne başlıyoruz. Sabah ışıkları durgun gölde çok güzel görüntü veriyor. Güneşi gören ufak çiçekli, ufak yapraklı Nilüfer çiçekleri sarı sarı bakıyorlar güneşe. (Muhtemelen Nilüfer değiller ama tavırları çok benziyor 🙂 ) Ayrıca, keşke zoom olsaydı yanımda dedirtecek kadar çok kuş var gölde. Kuş fotoğrafçıları için iyi bir lokasyon olabilir.  Yola çıkışımız saat On’u buluyor. Meteora’ya gidiyoruz.

 

Yanya, Pamvotida Gölünden bir manzara

Yanya, Pamvotida Gölünden Nilüfer anısı.

Meteora Yunanca “Havada asılı olan” demekmiş. Meteora ayrı ayrı dev kayaların üzerine kurulmuş altı adet manastırdan oluşmuş bir bölge. Bizim Peri Bacaları gibi, tabii daha devasa olmalı, tepelerinde taş yerine manastır var.  Altı manastırın dördünde rahipler (Yani yalnızca erkekler), İkisinde ise rahibeler (yani yalnızca kadınlar) kalmakta imiş. Ziyaretçiler için böyle bir ayrım söz konusu değil imiş. Yani durum böyle imiş, gidip göreceğiz. Haa bir de güncel olduğu için belirteyim. “Game Of The Trones” dizisinin bazı bölümleri bu manastırlarda çekilmiş. Bir de bu manastırların ağır milliyetçi tarafları var, o konuya girmek istemiyorum, Google’a müracaat edin.

Meteora’ya doğru yüksek yerlerden geçiyoruz. Altta otoban var, biz dağ yollarında dolanmayı tercih ediyoruz.

Neyse saat üç gibi geliyoruz bölgeye. Bazı manastırların kapanış saati 16:00 imiş, birini deniyoruz, başarılı olamıyoruz. Bir sonrakinde başarı var, buranın, Roussanou Manastırının kapanışı 17:00. Giriş kişi başı 3 €. Rahibelerin yaşadığı bir manastır. Erkek ve kadınların içeri çok açık girmelerine izin verilmiyor.  Neyse ki girişte kapanılacak materyaller mevcut, alıp kullanabiliyorsun. Ayrıca, içeride fotoğraf çekmek yasak. Manastırın balkonumsu yerlerinden diğer manastırları çekiyoruz. Zaten içeride gezdirdikleri bir, iki küçük oda. Muhtemelen asıl yaşam yerlerine sokmuyorlar kimseyi. Özellikle bu manastırda erkekleri. Kısa sürede dolaşıp çıkıyoruz.

Bu da aynı manastırın (Roussanou) tarafımdan çekilen görüntüsü.

Manastırlar dışarıdan güzel ve ihtişamlı görünüyorlar. Onlarca fotoğraf çekiyoruz. Görünüşlerinden, kutsallıklarından burada turist sayısı oldukça fazla. Dolayısı ile her yer kalabalık.

Yanda yolda bulduğum ama gidemediğimiz Varlaam Manastırının giriş bileti görünüyor. Biletteki fotoğrafta ilginç olan şey, ilkel bir asansör. Yukarıda iki keşiş gelen veya giden kişi yada malı mekanik bir makara ile kontrol ediyor. Tabii şimdi böyle bir şey yok, her tarafa arabayla gidip, bir, iki merdiven çıkarak ulaşabiliyorsun.

Akşam yediye kadar dolaşıyoruz Meteora’yı, yoruluyoruz. Gitme vakti geldi. Yine kalmak istemediğimiz bir kalabalık var, hava da oldukça sıcak. Sıcak deyince aklıma geldi, söylemeyi unuttum. Buraya gelirken yol bizi çok yükseklere çıkardı. Karavanın navigasyonunun haritasında buzun üzerinde gidiyoruz görünüyordu ve gerçekten de hava buraya göre buz gibiydi. Üşüdük ve arabanın camlarını kapattık. Yol da çok kötüydü. Hatta bir ara yol tabelasında “Bu yoldan gidecekseniz kendi riskinizi alırsınız” gibi bir şey yazdı. Bir şey olmadan geçtik neyse ki, buralara geldik sağ salim. Bu aşırı sıcakta o serinliği arıyoruz şimdi de. Yola çıkıyoruz. Dağ tepe geldiğimiz için mazot çabuk eksiliyor, bir kez daha yakıt alıyoruz. Yorgunuz da, bir saat gidip bir ormanın içerisine atıyoruz kendimizi. Çok ıssız. Yemeği yeyip uyuyacağız burada. Yerleşim yerlerine uzağız. En yakın yer Grebene, Felli sanırım.

 

Koordinat: 39.969032, 21.526914

 

06 Ağustos 2018, Pazartesi;
Hareket: Grebene, Felli Kilometre: 116,256
Hedef : Stratoni

Sabah kalkıp, kahvemizi içip yola çıkıyoruz. Fakat çıkarken zorlanıyoruz. Büyük taşlı toprak patikadan öyle bir girmişiz ki ormana, altını vurmamaya çalışarak 200 metre geri geri gitmek zorunda kalıyoruz.

Gerebene, Felli Ormanda kaldığımız yer

Edessa’ ya gidiyoruz. Navigasyon yine ara yollardan iki saate yakın gösteriyor. Mazotumuz yarıya yaklaştı. Bir Shell istasyonunda fiyatı 1.381 €/lt görüyoruz. Yunanistan da fiyatlar çok değişken. Firmaya ve bölgeye göre değişiyor. Risk daha az olsun diye bildik istasyonlardan mazot almaya çalışıyoruz. BP ve Shell var tanıdık genelde. Bir önce BP den aldığımız mazotun litresi 1.479 €/lt iken bu sefer 1.381 €/lt. Yani burada mazot alırken fiyatlara dikkat etmekte yarar var. Bir ara 1.538 €/lt olarak bile tabela gördük.

Yolda gördüğümüz bir manzara

Edessa’ ya gelişimiz öğle saat bir’i buluyor. Genelde navigasyonun tahmin ettiği sürenin iki katı sürede varıyoruz gideceğimiz yere. Acelemiz yok.  Orada kahve iç, burada fotoğraf çek derken yol uzuyor. Edessa, Osmanlı’nın söylemiyle Vodina. Voda, Slav dilinde su demekmiş (Google bilgisi). Dolayısı ile buranın çok sulak bir yer olduğu ortaya çıkmış oluyor. Zaten şehrin en önemli ve görsellerinde kullandıkları yeri, merkezine yakın büyük şelale. Şehre gelince tabelalardan şelaleyi bulmak kolay oluyor. Muazzezi yakın bir yerde, sokak arasında park edip, yürüyerek şelaleye gidiyoruz. Şelalenin yanı sıra, su değirmeni ve eski şehrin korunmuş bir bölgesi var görülecek.

Edessa, Su değirmeni.

Edessa, Modernize edilmiş eski Osmanlı evlerinden biri.

Edessa kartpostalı

Evler tipik Osmanlı mimarisinde. Gerçi çok normal, tam 522 sene Osmanlı idaresinde kalmış. Her yeri dolaşıp bol bol fotoğraf çekiyoruz. Ufak tefek alışverişimizi de yaparak Edessa ’yı bitiriyoruz. Saat 4’ü geçti, tekrar yola çıkıyoruz. Niyetimiz buradan Serez’e gitmek. Üç saate yakın yol var navigsyona göre. Bu saatten sonra oraya kadar gidemeyiz diye düşünüyoruz. Muhtemelen arada bir yerde uyuyup, sabah kaldığımız yerden devam edeceğiz. Yarım saat yol aldıktan sonra, kendi aramızda konuşurken, Yunanistan ’ın kuzeyini daha önce çokça gezdiğimizi, gezilecek yerlerin çoğunu gördüğümüzü söylüyoruz birbirimize. Bu konuşma ile bir anda yeni bir karar çıkıyor ortaya. (Tabii 3500 km yol yaptıktan sonra, yorulmuşluk ta etkiliyor kararı.) Deniz kenarına gidip, iki gün dinlenip, kendimize gelmeyi benimsiyoruz hep beraber. Haritaya bakıp, en yakın yerin, hem de dönüş rotamıza uygun Stratoni olduğuna karar verip, direksiyonu kırıyoruz oraya. Yaklaşık 2.5 saat yolumuz var. Saat akşam 8 gibi orada oluruz.

Yol bizi Selanik’in içerisinden geçiriyor. İzmir Kordon’u hatırlatan sahilden geçerken, iki hafta önce yürüdüğümüz yerleri hatırlıyoruz tekrar.

Bu arada yazmadan geçmeyeyim, Edessa’dan çıktıktan sonra veya o bölgede, meyve bahçeleri oldukça fazla. Ara yollardan gitmenin avantajı da öyle. Bir ara, yolda durduk, yol kenarında yabani yetişmiş meyvelerden topladık. İnanılmaz, durduğumuz yerde elma, sarı, kırmızı, siyah erik, böğürtlen, badem, kuşburnu, üzüm, ahlat, incir, hepsi vardı. On dakikada 2 kilo meyve toplayıp yola devam ettik. Daha ne olsun.

Selanik’ ten sonra yine ara yollardan, güzel kasaba ve köylerden geçerek ilerliyoruz. Akşam beklendiği gibi saat 8’ de Startoni’ye ulaşıyoruz. Buraya geçen ayın 15’inde gelip iki gece kalmıştık. Şimdi biraz değişik bulduk. Kasaba sahilinden geçen ana yolu araçlara kapatmışlar. Biz de plajın sağ yanı, daha önce bir çok karavanın park ettiği ağaçlık bölgeye doğru yöneliyoruz. Karavanlar azalmış. 3 karavan var. Biz de çimenlik alanda boş bir yere yerleşiyoruz. Hemen sandalyeleri, masayı çıkartıp, soğuk bir kadeh uzo ile günün yorgunluğunu atıyoruz. Sonra yemek faslı ve akşam serinliğinde bir süre daha oturup yatmaya çekiliyoruz. O kadar kolay olmuyor tabi, yani sivrisinekler izin vermiyor. Gece periyodik sinek avcılığı uykuyu bölüyor.

Stratoni balıkçı barınağı

Koordinat: 40.509812, 23.826509
 
08 Ağustos 2018, Çarşamba;
Hareket:              Stratoni                               Kilometre: 116,637
Hedef :                 Pendik

Artık eve dönüyoruz. Buraya dinlenmeye geldik ama iki gecedir sivrisinekten uyuyamıyoruz. Zaten döngüyü tamamladık. Dönüş yolundaki yerleri tekrar görmenin bir anlamı yok. Hatta bir konudan taviz verip otobandan döneceğiz, zira beş yüz küsur kilometre başka türlü bitmez. Kahvaltıyı yolda yapmak üzere vuruyoruz kendimizi yola. Direk otobana çıkıyoruz, basıyoruz gaza (Gaz dediysem 80 – 90 km J) bu kuzey otobanı çok pahalı değil. 3 kere ödeme yapıp toplam 6 € ödedik. Bizim Muazzezi normal araba olarak sayıyorlar. Saat 5 gibi sınıra geliyoruz. Türkiye’den Yunanistan’a gelirken bu tarafta çok uzun, bir kaç kilometre araç kuyruğu vardı. Bizim yönümüzde hemen hemen hiç araç yoktu. Dolayısıyla bu kuyruk bizi korkutuyordu biraz. Fakat yine şanslıyız, hiç araç yok. Her şey yolunda.

Tekirdağ’da köfte yenmeden geçilmez, açız da. Yemeğimizi yeyip saat 19:30’da eve varıyoruz.

Böylece bir tatile daha nokta koyuyoruz. Varış kilometremiz 117,253 ’ ü gösteriyor. 27 gün süren tatilimizde yaklaşık 4300 kilometre yol yapmışız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Leave a comment

  • Ramiz Şahin

    20 Mart 2020 , 15:45

    Elinize sağlık ne güzel olmuş. Rptanız kolayınıza olsun.
    • hgonullu

      22 Mart 2020 , 18:16

      Teşekkür ederiz Ramiz Bey. Böylece yorum geldiğini de anlamış olduk. Sevgiler.

Site araması

Bu Blog hakkında

Eğer sıkılmazsanız bu Bolg’da Karavan ve karavansız uzaklara yaptığımız fotoğraf ağırlıklı gezi yazılarımı izleyip, okuyacaksınız..

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.