Türkiye’nin Doğusu (İlkbahar 2025) Bölüm 08, Erzurum ve Dönüş (Fotoğraf Gezi Kültürü)
26 Nisan 2025 – Cumartesi
Sabah kalkıp akşam işletmeciden aldığımız filtre kahve ve makinası ile yaptığımız kahveyi balkonda keyifle içip, bavulları arabaya yükleyip güne başlıyoruz.
Lew-Çem Pansiyon
Önce Munzur nehrinin doğduğu Munzur Gözelerine gideceğiz. Burası kışın azalan, baharda karların erimesiyle artan ve yazın tekrar azalan kırka yakın kaynağın olduğu bir yer. Nisan sonu olduğundan gözeler yavaş yavaş açılmaya başlamış. Şimdiden açılmış az kaynağa rağmen epey debili bir nehre dönmüş Munzur’u izleyip fotoğraflarını çekiyoruz.
Hemen Munzur’un kenarındaki bir işletmede çaylarımızı içiyor, insanlarla konuşuyoruz. Çaydan sonra geri dönüp Ovacık merkezde biraz dolaşıp, bir fırından yeni çıkmış sıcak ekmek alıp Dersim’e doğru yola çıkıyoruz.
Ovacık
Yolda ekmek arası gravyer peyniri, yine yoldan aldığımız Işgın ve Kenger otları ile kahvaltımızı yapıyoruz. Yol yine muhteşem. Sürekli durup fotoğraf çekiyoruz. Kenarda bir ziyarette durmuş mum yakan insanlar görüyor ve duruyoruz. Bize kete ikram ediyorlar. Keyifle yiyerek yola devam ediyoruz.
Yol dünkü gibi altmış kilometre ama sert virajlı ve tepelerden değil, genelde Munzur yatağından, onun kıvrımlarıyla ilerliyor. İki yolunda kendine göre farklı güzellikleri var.
Dersim’deyiz. Şehri biraz dolaşıyor ve yine Zeynep’le Müze Kart’la Tunceli Müzesine giriyoruz.
Müze ziyaretinden sonra Gülten ve Hakan’la buluşup artık son noktamız olan Erzurum’a doğru yola çıkıyoruz. Yol standart performansla geçiyor, 15:30 gibi şehirdeyiz. Önce ilk geldiğimizde yağmur yüzünden çekemediğimiz Çifte Minare, Erzurum Kalesi gibi yerlerin dışarıdan fotoğraflarını çekiyoruz.
Saat oluyor beş buçuk suları. Karnımız aç, ilk geldiğimizde yediğimiz ve tadı damağımızda kalan Cağ Kebabıyla geziyi sonlandırmak üzere yine Şenyurt Kebaba gidiyoruz. Fakat bu sefer ilk yediğimiz kadar lezzetli gelmiyor, nedense etler sakız gibi, çiğne çiğne bitmiyor. Neyse, öyle böyle doyuruyoruz karnımızı. Üstüne de fıstıklı kadayıfı yiyip havaalanı yolunu tutuyoruz. Havaalanında arabayı teslim edip, kontrol bankosundan bavulları teslim edip beklemeye başlıyoruz. Bizim malum havayolu yine yarım saat rötarlı. Yarım saat rötar daha fazla uzamıyor ve uçuyoruz. Sabiha Gökçen Havalimanına iniyoruz. Gece yarımdaki metro ile Kadıköy ve oradan da taksi ile evdeyiz. Böylece bir macera daha sona eriyor. Bakalım bir sonra neresi olacak?