Sabah kalkıp çok iyi olmayan bir kahvaltı sonrasında ayrılıyoruz öğretmen evinden. Önce Tatvan’ın bağlı olduğu il olan Bitlis’e uğruyoruz. Bitlis’e girerken önce ilin genişlemek için kullandığı modern ve temiz görünen yerlerden geçiyoruz. Aşağı indince tarihi, eski Bitlis’e ulaşıyoruz. Burası hayran olunacak kadar güzel. Hani türküsü var ya “Bitlis’te beş minare” diye, ondan çok fazlası var. Hanlar, medreseler, camiler, köprüler. Çok yağmur yağmasına rağmen dolaşmaktan, fotoğraf çekmekten kedimizi alamıyoruz.
Pişmanlığımız, burası yerine Tatvan’da kalmak. Buranın büryanı meşhur. Daha saat on buçuk olmasına rağmen Tatvan’da yiyemediğimiz büryanı yemeğe niyetleniyoruz. Birkaç yere sorup aynı adresi alıp, Azmi’nin yerine gidiyoruz. Zaten meydanda, söylediklerine göre önündeki dar taş yol ipek yoluymuş. Azmi’nin yeri de tarihi taş bir binada. Karnımız çok aç olmadığından yarımşar porsiyon avşor çorbası ve büryanı mideye indiriyoruz. Çok lezzetli, tok olmamıza rağmen bu kararı verebiliyoruz. Yemekten sonra tekrar çıkıyoruz sokağa. Yağmura rağmen dere boyunca yürüyor, üzerindeki köprüleri manzarayı seyrediyoruz. Birkaç ufak alışverişten sonra, bir sonraki hedefimiz Ovacık’a doğru yola çıkıyoruz. Bir süre gittikten sonra Güroymak tabelasını görüyoruz. Hani o termal sıcak suya mandaları sokan ve su buharında para karşılığı poz veren çocuklar var ya hah işte onların mekanı, Budaklı kaplıcası. Mevsim dışı olduğundan mandaların mesaide olamayacağını düşünerek termal gölü görmeye gidiyoruz. Budaklı’ya gidiş yolu çok güzel, çok yeşil.
Çok küçük bir göl, tahmin ettiğimiz gibi kimse yok ama az da olsa buhar var. Su sıcak. Bir iki fotoğraf çekip dönüyoruz.
Bu arada yağmur duruyor, yol üzerinde gördüğümüz güzel yerlerde duruyoruz. Muş ovalarını geçip Bingöl’e giriyoruz. Solhan’ı geçer geçmez yüzen adalar tabelasını görünce sapıyoruz o tarafa. Kısa bir süre sonra oradayız. Hava fotoğrafa çok uygun. Yüzen üç adanın olduğu minik bir göl burası. Kenarından ve yukarıdaki seyir terasından fotoğraf çekerken yaşlıca biri, etrafı çitle çevrili, girmenin yasak olduğunu düşündüğümüz göl bölgesinin kapısını açarak içeri girmemizi söylüyor. Hem de bizi büyük olan adanın üzerine çıkartıp, elindeki uzun değnekle adayı ittirerek hareket ettiriyor.
Bizi gören, otobüsle bölümlerinin gezisine çıkmış Marmara Üniversitesi Coğrafya bölümü öğrencileri üşüşüyorlar çitin içerisine. “Ada kapasitesi dört kişilikmiş” esprime bir süre inanıp binmiyorlar, şaka olduğunu anlayınca doluyorlar adaya ve yirmi, otuz santimetre hareketle mutlu oluyorlar bizim gibi.
Bir süre sonra ayrılıp yola devam ediyoruz. Yol uzun bugün. Taaaa Ovacık’a kadar gideceğiz. Son altmış kilometre dağlardan geçiyor. Yaklaşık iki saat sürecek ama manzara muhteşem. Durup etrafı seyretmekten, fotoğraf çekmekten ilerleyemiyoruz. Tabii bir de bu coğrafyada günde üç, beş kez geçtiğimiz jandarma, polis denetlemeleri de yavaşlatıyor bizi. Yola geri dönersek, geniş görüş alanı, otlayan devasa sürüler, gökkuşakları, dereler, tepeler her şey olağanüstü. Epey tırmanıyoruz. Sert virajlar, zorlu yol, yine de mutluyuz.
Anca hava kararırken varıyoruz Ovacık’a. Küba kafeye uğrayıp bir, iki kalacak yer önerisi alıp ayrılıyoruz. Dere kenarındaki Lew-Çem pansiyona karar verip oraya doğru ilerliyoruz. Biraz pahalı, pazarlık ederek ve kahvaltıyı istemeyerek (çünkü kahvaltı dokuzda başlıyormuş, bizim için geç) 3000TL gecelik oda fiyatını 2000TL ‘ye indirip anlaşıyoruz. Akşam yemeğini de orada yiyeceğiz. Odada kalorifer yanmıyor ama hava gece için oldukça iyi. Yine de yakacaklarını ve bir süre sonra ısınacağını söylüyorlar. Bavulları yukarıya taşıyıp, açıp, dengeli bir şekilde tekrar yerleştiriyoruz. Zira yarın akşam dönüş, uçağa bineceğiz. Arabayla dolaşırken üç, beş derken epey bir şey almışız. Sığdırmakta zorlanıyoruz. Tabi bir de kilo problemi var. Neyse bir şekilde ayarlıyoruz ve yemek için restorana geçiyoruz. Bu gece gezinin son akşamı, keyifli geçmesi için yemekleri ısmarlarken bir ufak şişe rakı söylemeyi de ihmal etmiyoruz. Hakan biraz rahatsız içmiyor hatta dar alanda gürültü haline gelen yüksek sesli müziğe dayanamayarak yemeğini yedikten sonra kalkıyor. Biz Gülten, Zeynep ve ben sohbetle rakımızı bitiriyor, yan masanın doğum günü pastasından da yiyerek noktalıyoruz günü. Uzun yolun ağırlığı var üzerimizde. Gidip yatıyoruz.