Türkiye’nin Doğusu (İlkbahar 2025) Bölüm 05, Van (Fotoğraf Gezi Kültürü)
23 Nisan 2025 – Çarşamba
Sabah kahvaltıdan sonra hazırlanıp yola çıkıyoruz. Hedef Van. Yolda Muradiye şelalesine uğrayacağız fakat sürekli yağmur yağıyor. Yağmur yüzünden sabah erken kalkıp İshakpaşa sarayına doğru çıkıp, gün doğumunda Ağrı dağı fotoğrafı çekecektik ama yalan oldu. Ağrı dağı bizi sevmedi, şansımız yokmuş diyerek yola devam ediyoruz. Bu arada 3644 metredeki Tendürek geçidine geldiğimizde kar başlıyor. Yerler karla kaplı, dikkatli ilerliyoruz.
Geçitten sonra alçalınca kar yine yağmura dönüyor. Artık Muradiye’ye yaklaşıyoruz. Muradiye’ye varmadan on dakika önce yağmur duruyor, seyir ve fotoğraf için güzel bir atmosfer oluşuyor. Şans tekrar mı gülüyor ne. Bu güzelliği seyrediyor ve bol fotoğraf çekiyoruz. 50TL otopark ücreti dışında bir ödeme yok, zaten mevsim dışı çok kalabalıkta yok.
Burada bir saat geçirdikten sonra tekrar yola çıkıyoruz. Her zaman olduğu gibi ilginç bir şey görünce durup, keyfini çıkarıp, fotoğraflarımızı çekip devam ederek ilerliyoruz
Yolda, Van’da kalacağımız oteli ayarlıyor ve vardığımızda direk otele gidiyoruz. Ayarladığımız yer, Otel Dosco Van, buraya İranlılar çok geliyor sanırım, otel kartvizitinde Türk bayrağının yanında İran bayrağı da var keza. Neyse odalara yerleşiyor ve vakit kaybetmeden Ahtamar adasına gitmek üzere Gevaş’a doğru tekrar yola koyuluyoruz.
Van gerçekten epey büyük bir il. Daha önce, 20 belki de 25 sene önce iş için birkaç kere gelmiştim, değişim muhteşem. Doğuya geldiğimizden beri epey araba kullandık ama ilk defa trafik sıkışıklığı yaşıyoruz. Bir saatten uzun bir sürede Gevaş’a ulaşıyoruz.
Hava çok güzel, güneşli. Kişi başı 225TL ödeyip ada için motoru beklemeye başlıyoruz. Tekne gelince herkes o tarafa doğru koşturuyor. Biletçi çocuk arkadan yetişip bu tekneye yerlilerin değil İranlıların bineceğini söylüyor. Gerekçe de onların yüksek sesli müzik çalıp oynamalarıymış, bazı yerliler şikayet ediyormuş, bizim tekne de az sonra gelecekmiş. Neyse biraz bekliyoruz. Fakat ufukta gelen tekne yok falan yok. Az daha bekleyip, biz gürültüye razıyız diyerek birkaç kişiyle beraber atlıyoruz İranlıların yanına. İyi de yapıyoruz.
DJ, ses sistemi her şey var ve tekne ayrılır ayrılmaz başlıyorlar şarkı söyleyip oynamaya. Bizim kızlar durur mu onlarda tabi ortadalar. Bir süre sonra ses sistemi arıza yapınca eğence yarıda bitiyor ama keyifli bir yolculuk oluyor.
Eğlenceden tam kestiremiyorum ama yarım saat bilemedin kırk beş dakikada varıyoruz adaya. Müze kartla giriş yapıyoruz. Bugün 23 Nisan, ulusal egemenlik ve çocuk bayramı, resmi tatil, havada güzel olunca ada İstanbul Prens adaları gibi tıklım tıklım. Kilise, kafeler, dağ tepe insan dolu. Bu kalabalıkta fotoğraf çekmek zor. Ahtamar kilisesi ve duvarındaki rölyefler, oymalar ve heykeller oldukça etkileyici.
Fakat burayı yönetenler ve ziyaretçiler dikkatsiz ve düşüncesizler. Girmeyin diye tabelası olan, çitle çevrilmiş mezar alanlarında taşlara basarak fotoğraf çektiriyorlar hatta piknik yapıyorlar. Yerler çöp ve izmarit dolu. Bazı işlenmiş taşlar meydanda üzerine basılıyor. Ha bu arada ada badem ağaçları dolu ve hepsi çiçek açmış, mis gibi kokuyorlar. Hem bazı şeylere sinirleniyor hem de doğanın, tarihin tadını çıkartıyoruz.
Fotoğraflarımızı çekerek dolaşırken Hakan “bu kalabalık geri dönerken izdiham olur, biz şimdiden dönelim diyor. Ben biraz daha tırmanıp tepeden kilisenin fotoğrafını çekme niyetindeydim. Ama çoğunluk Hakan’la hem fikir olunca biraz söylensem de aşağı inip ilk tekneye biniyoruz. Bu seferki yerli teknesi, dolunca kalkıyor. Cılız ve çatlak sesli hoparlörden bilmediğim arabesk tarzı Türkçe, Kürtçe şarkılar çalıyor, zaten anlaşılmıyor. İranlıların coşkulu, güler yüzlü, eğlenceli ortamı yok. Neyse devam ederken arkada adanın üzeri bulutlanıyor ve yağmur başlıyor ve hava bize doğru geliyor. İskeleye varmamıza az kala yağmur ve fırtına yakalıyor bizi. Dışarıdayız ıslanıyoruz. Tekne rüzgardan yanaşamıyor. Biraz kayalara çarpıp tornistan yaparak tekrar açılıyor. Dönüp, burnunu açığa verip bir tur atarak tekrar iskeleye geliyor fakat kafadan yanaşamıyor yine ve iskeleye biraz çarparak ta olsa bordalıyor. Van gölünde de fırtınaya yakalandık ya. Adada Hakan’a söylendiğim için pişmanım. Bizden sonra çıkacakların vay haline, iyi ki erken çıkmışız. Adada da, teknede de yağmurdan sığınacak çok yer yok maalesef. Biz paçayı sıyırıyor, az ıslanarak kendimizi arabaya atıyoruz. Saat 17:30, kahvaltıdan sonra bir şey yemedik, karnımız aç. Yine otantik, yerel bir şeyler yemek istiyoruz. Van’a kadar bir saat yolumuz var, yolda İnternetten yemek yiyecek yer araştırıp, Kuşhane restoranda karar kılıyoruz.
İyi de yapıyoruz. Yemekler lezzetli. Yöresel Keledoş ve Kemikli Van Kavurması söylüyoruz. Üstüne de vişneli, kaymaklı ekmek kadayıfı. Hepsi mükemmel, uzun günün açlığıyla yalayıp yutuyoruz. Oradan otele. Duş alıp yatacağız. Ertesi gün sabah sekizde buluşmak üzere herkes odasına çekiliyor.