Türkiye’nin Doğusu (İlkbahar 2025) Bölüm 03, Kars (Devam) (Fotoğraf Gezi Kültürü)

blog-item

21 Nisan 2025 – Pazartesi

Yine sabah yedide buluşup birer kahve içip yola çıkıyoruz. Bugün yöresel peynir ve göl balığı peşinde koşacağız. Kahvaltı yapmadan atlıyoruz arabaya ve basıyoruz gaza. Hedef Boğatepe köyü. İlk gravyer peynirin Türkiye’de yapıldığı yer deniyor. Hava güzel bugün de. Saat 10 – 10:30 gibi köyde oluyoruz. Daha önce aldığımız tüyolarla Koçulu Mandırayı bulup satış dükkanına gidiyoruz. İçeri giriyoruz ama içeride kimse yok, bağır çağır sesimizi duyuramıyoruz.

Daha önce aldığımız numarayı arıyoruz. Kadın Kars’a gitmiş. Ben birini yönlendiririm diyor ve on dakika sonra başka bir kadın geliyor. Satışçı olamayacak kadar ters biri. Önce itiraz etse de tatmak için ufak bir tabakta çeşitleri getiriyor. Buraya kadar geldik alışveriş yapmadan olmaz. Üç beş alalım derken balıydı, peyniriydi, ketesiydi beş kiloyu geçiyor. Taşıyamayız, ödemesini yapıp kargoya vermeleri üzerine anlaşıyoruz. Biz döndükten sonra gelecek kargo. Hem de taze kalacaklar. Problem yok. Mandırayı, imalatı merak ediyoruz. Kadın zaten köy içinde olduğunu, gidebileceğimizi söylüyor, yolu tarif ediyor. Atlayıp arabaya gidiyoruz. Yeri de buluyoruz. İçeride yine kimse yok. Burada da bağır, çağır kimse duymuyor. Biraz bekledikten sonra umudu kesip ayrılıyoruz mekandan.

Yeni hedefimiz Ardahan, Çıldır Gölü. Gölün doğusunda kalan Akçakale’de balık yiyeceğiz. Dediğim gibi hava, manzara çok güzel. Zırt pırt durup fotoğraf çekmekten varışımız normalden geç oluyor ama değer.

Öyle böyle varıyoruz Akçakale köyüne.  Muhteşem bir yer, tam eski, bakir küçük Ege kıyı köyü gibi. Restoranı bulup siparişlerimizi veriyoruz. Fiyat fiks, sarıbalık, salata, içecek, turşu, helva ve çay kişi başı 500TL. Araya bir tabak ta patates kızartması sokuyoruz. Siparişler hazırlanana kadar etrafı dolaşıp biraz fotoğraf çekelim istiyoruz. Göl, Akçakale adası, pelikan, balıkçılar, köy, kayıklar, martılar her şey çok hoş.

Bolca fotoğraf çekip akabinde göl kenarındaki masamıza oturup yemeğimizi yiyoruz. Sarıbalık hoşuma gidiyor. Karnımızı doyurup, çayımızı içip yine düşüyoruz yola. Ayrıldıktan sonra yeni açılan tünelden 20km’ye düşmüş olan Aktaş sınır kapısına gidip, kimlikle Gürcistan’a geçip şarap, çikolata alma hedefiyle ilerliyoruz. Varıyor ve sınır polisine kadar ilerliyoruz. Ama atladığımız bir şey var, çıkış harcı, adam başı 700TL. Polisin uyarısı ile jeton düşüyor. Polise, ya memur bey freeshop hemen arkanda, 10 dakika bi gidip gelsek yalvarışlarımız da sökmeyince boynu bükük geri dönüyoruz. Olsun bir sınır kapısını görmüş olduk. Bari Çıldır’a gidip alalım ne de olsa sınır illaki birileri şarap getiriyordur düşüncemiz de “Kardeşim bizim buralarda öyle şeyler satmayız” söylemiyle hüsrana uğruyor. Yapacak bir şey kalmadı. Bu sefer gölün batı yakasından Kars’a doğru ilerliyoruz. Navigasyonun yönlendirdiği gölün kenarından ama sıfırdan giden yola giriyoruz. Yol toprak, engebeli bazı yerler felaket ama etraf süper. Mutluyuz, yine sık sık durup fotoğraf çekerek Kars’a dönüyoruz.

Bugün Zeynep’in doğum günü. Sınırda bulamadığımız Gürcü şaraplarını buradan buluyor, gravyer peynir, çerez, Osmanlı sucuğu ve kete ile ilginç bir doğum günü kutluyoruz pansiyonda. Bizden başka kimse yok zaten, pansiyoncu kadın da iyi geceler deyip ayrılınca ortam bize kalıyor. İki şişe şarap biraz müzik, biraz sohbetle bittikten sonra yatmaya çekiliyoruz.

Site araması

Bu Blog hakkında

Eğer sıkılmazsanız bu Bolg’da Karavan ve karavansız uzaklara yaptığımız fotoğraf ağırlıklı gezi yazılarımı izleyip, okuyacaksınız..